pen36 header icon36

Wednesday, 19. January 2005

Essek oglu essek

Kaza yerinin etrafını önce polis kordonu sonra da büyük bir meraklı kalabalığı çevirmişti.. Gazetesine,iyi bir kaza fotoğrafı yetiştirmek isteyen uyanık foto muhabiri çemberleri aşamayınca


"Yol verin.. Yol verin.. Ben kaza kurbanının oğluyum" diye bağırmağa başladı. Kenara çekilip yol verdiler.. Foto muhabiri yaklaştı.

Arabanın önünde bir eşek yatıyordu.

B E D R E T T İ N (1358 simavna doğumlu)


'Kadınlar müstesna olmak üzere. yiyecek, giyecek, hayvanlar ve toprak gibi şeylerin hepsinin toplumun ortak malı olduğu"nu savunan şeyh bedrettin yaşadığı dönemin bilim ve kültür merkezleri olan Bursa, konya, kudüs ve kahire'de öğrenim görmüştür. Mısır'da Memlük sultanı Melik Zahir Berkuk tarafından davet edildiği bilimsel bir toplantıda Hüseyn-i
Ahlati ile tanışmış, daha sonra ondan tasavvuf dersleri
almıştır. İran'dan döndükten sonra ahlat-i bedrettine hilafet verip yerine şeyh tayin etmiştir.
Ahlatinin 1397'de ölümü üzerine, Mısır'daki tekkesinde bedrettin 6 ay şeyhlik yapmıştır, fakat müridlerinin çekememezliği yüzünden şeyhliği terk edip Mısır'dan ayrılmıştır.
Şeyh bedrettin'in bilinen ve bugüne kadar korunmuş olan önemli felsefi eseri, 1407 yılında yazılmış olan "varidat"tır. kelime anlamı "Tanrısal esinler" olan varidat'ta bedrettin bir tasavvuf eri bir yol gösterici olarak karşımıza çıkar.
Bedrettine göre tanrı vardır, yaratıcıdır, önüne ön, sonuna son yoktur. insan tanrıya en yakın olan varlıktır, tanrısal özlerle donatılmıştır. Tanrı insanın özündedir, evrende görünüş alanına çıkmıştır, bu nedenle varlık tanrıdır, tanrı varlıktır. Gerçek "birlik"tir, ayrılık görünüştedir.
Yine bedrettine göre ölümden sonra dirilme yoktur. ölüm değişmedir, dönüşme değil. Doğuş bir başlangıç, ölüm ise sona eriştir. Tüm bu özellikleri ve düşünceleri yüzünden osmanlı döneminde görüşleri yasaklanan, yapıtı varidat toplanarak yakılan bedrettin, kendinden sonra gelenler üzerinde etkili olmuş, adına "Simaviye" denen bir tarikat kurulmuştur.

1420'de serez'de (yunanistan'ın edirne sınırına yakın bir yer) idam edildi.


Nazım Hikmet'in Şeyh Bedreddin
Destanı
'ndaki son şiiri :

...
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü.
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.
...

Bayramlik Asker mektubu

sevgili hakkuş,

mektubunu aldım.gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarım o denli
üzücüydü...demek asker gittiğinden beri çavuşun size özellikle de sana yapmadığı kalmamış."suçum olsa yanmam"diyorsun.sana inanıyorum dostum.
Olur olmaz seni dövdüğüne göre, yazdığın gibi o herif asker ocağına yakışmayan
sadistin teki...sen sivilken ağzına kötü söz almazdın.adamın beşiğinden
mezarına kadar nesi varsa içinden sövdüğüne göre gerçekten çok
sinirlenmişsin.ama haklısın.ben de olsam ondan nefret ederdim.oysa hepiniz
aynı vatanın evladısınız.neden ayırım yapıp en ağır işleri sana yaptırıyor
ki???..senin gibi aklı başında, sorumluluklarının bilincinde olan insana
böyle davranmak için çok adi birisi olmalı.zaten "adinin teki"
demişsin.neyse hakkuş, vatan borcu bu...her neyse,insanlıktan uzak olan
çavuşuna bile, katlanıp vazifeni yerine getirmelisin.sen yine elinden
geldiğince iyi asker olmaya çalış.beni de mektupsuz bırakma.mektupları
dışardan yollamakla iyi ediyordun.çavuş iti okursa bir de mektuplar için
dayak yersin sonra.

özlemle gözlerinden öperim


ulan Recai iti,

ben sana ne zaman mektup yazdım da o allahın belası mektubu
gönderdin??mektuplarımızın okunduğunu bildiğin için bu adiliği yaptın di mi
köpek??senin yüzünden gül gibi çavuşumun bana yapmadığı kalmadı.tonla
dayak...bir hafta da hapis cezası yedim çavuş beni bölüğün önüne çıkarıp
"KARSINIZDA ORDUMUZUN EN şEREFSiZ ASKERÝ DURUYOR." dedi.ne dediysem, senin
nasıl adi bir yaratık mektubunun da o eşşek şakalarindan biri olduğuna
inandıramadım.bir daha mektup falan yazma...zaten, ilk izne gelişimde
ellerini un ufak edeceğim.birkaç yıl eline kalem alamayacaksın.en kısa
zamanda başına bir kaza gelmesini, sürüm sürüm sürünmeni dilerim


merhaba hakkuş,

yanında olamadığım,sorunlarını ve acılarını paylaşamadığım için
kahroluyorum. mektuplarını okudukça içim kan ağlıyor. manyak çavuş iyice
azdı ha...vay sadist vay...bir de adam bilip çavuş yapmışlar.böylelerinin
eline hiç yetki vermemeli...sonra ne oldum delisi oluyorlar."sivil olsam
yapacağımı bilirdim" diyorsun.ama haklısın hakkuş.sinirlerine hakim
ol..askerlikte üste saygısızlık olmaz.adama askerliği bitirtmezler
vallahi...uyma o hayvana dostum.zor ama sayılı günler gelir geçer.buralar
bildiğin gibi eksikliğini hep hissediyoruz.en güzel günler seninle olsun...



Recai denen hayvan,

lan sana hayvan demek iltifat, hayvanlara hakaret olur, oğlum sen çıldırdın
mı? çavuş fıttırdı...adamın bir ağzıma yapmadığı kaldı. "yazmadım
komutanım." diyorum, yemin billah ediyorum dinlediği yok. ah ulan
eşşeoğlueşşek yaktın beni...askerliğim şimdiden bir ay uzadı.her gece
tuttuğum 8-5 nöbetleri, günde yalnız başıma tam teçhizat 20km koşu, iki
çuval ıspanak ayıklamak imanımı gevretiyor.yeter artık Recai!...şakanın
çıkacak suyu muyu kalmadı.bu gidişle biraz zor ya, izne
gelirsem kendine kaçacak delik ara. tüm kemiklerini kıracağım.

Allah belanı versin

hakkuşcuğum,
yooo, yazdıklarına inanamıyorum.bu kadarı da olmaz ama... artık o şerefsiz
çavuşun sana yaptıklarını insan yapmaz.nedir bu eşşeoğlueşşeğin sana
çektirdiği? yani affedersin ama insan sokaktaki uyuz ite bile daha iyi daha
merhametli davranır.bak hakkuş, sakın benden gerçekleri saklama, yoksa
görevden mi kaytarıyorsun? eninde sonunda ikiniz de bu vatanın
evladısınız.böyle yapması için ya kafadan sakat ya da soysuz olmalı..ne
diyeyim hakkuş? sabredeceksin.Allah sevdiği kuluna çektirirmiş. seni de
seviyor olmalı ki çavuş gibi bir namussuzu başına bela diye salmış

__can dostun Recai


Recai soysuzu stop!

sayende askerliğim bitmeyecek stop!.. firar ettim stop!.. seni parçalamaya geliyorum stop!
(kaynağı bilinmiyor)

Tuesday, 18. January 2005

Memleketimden manzaralar 324




yaalaaan, başkası yalan,
dünyada ölümden başkası yalan...

Monday, 17. January 2005

...

Vay Kurban
.
Daglarinin, daglarinin ardi,
Nazlidir.
Uçurum kiyisinda incecik bir yol
Gider dolana - dolana,
Bir hastan vardir, umutsuz,
Belki Ayse, belki Elif
Endami kuytuda basak,
Memesinin, memesinin altinda,
Bir sanci,
Bir hayin biçak...

Ölüm bu,
Fikara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kusluk vakti, ya aksam üstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsin, olmus olacak.
Bir hastan vardi umutsuz,
Hasreti uykularda,
Hasreti soguk sularda.
Gayri, iki korku çiçegidir gözleri,
Iki mavi, kocaman korku çiçegi,
Açar, derin kuyularda...

Daglarinin, daglarinin ardi korkunçtur.
Hiç akil edip de düsünen var mi?
Gün kimin hesabina tutar aksami,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayirli evlat makina
Nasil canavar kesilir.
Kurdun, karincanin rizkini veren
Toprak nasil ayartilir,
Yüz vermez topal öküze,
Ve almaz koynuna kara sabani.

Sepetçioglu'm kömür isçisidir,
Mavzer degil, kürek tutar Urfali Nazif
Mal, haraç - mezattir,
Can, pazar - pazar.
Kirmizi, ak ve esmer,
Yumusak ve sert bugdalari
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör bogaz, nafaka ugruna,
Haldan düsmüs, tebdil gezer...

Daglarinin, daglarinin ardi
Nasil anlatsam...
Agaçsiz, kussuz, gölgesiz.
Çirilçiplak,
Vay kurban...
'Kimbu cennet vatanin ugruna olmaz ki feda.'
Yigitlik, sen cehennem olsan bile
Fedayi kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Seni sevmek,
Felsefedir kusursuz.
Imandir, korkunç sabirli.
Ip'in, kursun'un ragmina,
Yürür pervasiz ve güzel.
Siradaglari devirir,
Akan sulari çevirir,
Alir yetimin hakkini,
Buyurur, kitabinca...

Gün ola, devran döne, umut yetise,
Daglarinin, daglarinin ardinda,
Degil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir te basak tanesi bile darginkalmayacaktir,
Bir tek zeytin dali bile yalniz...
Sikiysa yagmasin yagmur,
Sikiysa uykudan uyanmasin dag.
Bu yürek, ne güne vurur...
Kaçar damarlarindan karanlik,
Kaçar, bir daha dönemez,
Sunar koynunda yatandan,
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin isiginda yeralti.

Her mevsim daha genç, daha verimli,
Sunar, piril - piril, sebil,
Ömrünün en güzel ask hasadini,
Elimizin hünerinde yeryüzü.
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
Bir'e on, bir'e yüz'le aksama gebe
Safakla dogan isgücü.
Yalanim yok, sözüm erkek sözüdür,
Ol kitapta böyle yazilidir,
Ol sevda, böyledir çünkü...
.
Ahmed Arif

Sunday, 16. January 2005

CEVAP NUMARA DÖRT

Onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
o kara gömlekleri beyaz kordonlu
golf pantolonlu
kadroların..
KARDEŞLER!
Onlara sokakta rastlarsanız eğer
ölümü görmüş gibi çevirin başınızı.
Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
arkadan sırtınıza bir
bıçak girebilir...
Onlar istiyorlar ki
kara toprağın kalbi durana kadar
biz pazarda kelepir bir mal gibi satalım
kafamızın ışığını, gücünü kolumuzun..
Kadınlarımızı karşılarında oynatalım.
Ve dumanlanmağa başlayınca
gözümüzün bakışı,
yavaşlayınca
damarlarımızda kanın akışı
karaya vurmuş balıklar gibi
köprü altlarında yatalım..
KARDEŞLER!
Onlara elleriniz dokunmuşsa eğer
yedi tas su dökün ellerinize.
Yırtarak bayramlık gömleğimi ben
peşkir yaparım size...
Biz
ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar,
Biz
aynı yastıkta yatar gibi
toprağa başlarını yan yana koyanlar,
Biz,
yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye,
saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye
barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek
birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek
gebereceğiz...
Ve kadrolar
parlatarak
kara gömleklerinin beyaz kordonlarını
gömecekler kadife koltuklara
golf pantolonlarını...
KARDEŞLER!
Onların adına benziyorsa adınız eğer
adınızı değiştirin.
Vebanın girdiği kapıdan girin
onların evine atmayın ayak....
Onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
o kara gömlekleri beyaz kordonlu
golf pantolonlu
kadroların......
Nazim Hikmet

İLKÇAĞ - FELSEFE ve TRAGEDYA - III.BÖLÜM : EURUPİDES

III.BÖLÜM : EURUPİDES

Hayatı ve Eserleri

Euripides, İ.Ö.480 (485) yılında Phyle'de dünyaya gelmiştir. Mütevazi bir aileden gelmektedir. Gençliğinde bir dans loncasının sakiliğini yapmış, 18 yaşında ephepus'luğa atanarak iki yıl askerlik yapmıştır. Dönemin sofist felsefesi doğrultusunda; Pratagoras, Anaksagoras ve Prodikos'un yanında eğitim görmüş, Sokrates'in derin etkisinde kalmıştır. 100'e yakın oyun yazdığı sanılmaktadır, ancak bunlardan 17'si bize ulaşabilmiştir.

438'de oynanan ALKESTİS, yarışmada ikincilik kazanmış bir üçlemenin parçasıdır. Burada, kral Admetos Apollon'dan bir kehanet işitir. Kehanete göre, birisi kendisi için ölürse Admetos ölümden kurtulacaktır. Admetos'u annesiyle babası onun yerine ölmeyi kabul etmezler; ancak karısı Alkestis, ölmeyi kabul eder ve ölüme gitmeden önce duygulu bir konuşma yapar. Bunun üzerine kadına acıyan Herakles, onu Hades'den alarak tekrar kocasının yanına getirir.

431'de oynanan MEDEIA ise üçüncülük almıştır. Bir üçlemenin ilk oyunudur. Iason, karısı Medeia'yı terkedip Korinthos kralının kızı Glauke ile evlenmek istemektedir. Çünkü Medeia bir yabancıdır ve resmi bir evlilik değildir bu. İason, resmi varisler istemektedir kendine. Medeia, hem kıskançlık ve intikam duygularıyla, hem Glauke 'yi hem de çocuklarını öldürür sonunda.

Euripides'in HİPPOLYTOS oyunu 428'de oynamış ve birinciliği elde etmiştir. Oyunun konusu şöyle: Atina kralı Theseus'un karısı Phaidra, üvey oğlu Hippolytos'a aşık olur. Fakat Hippolytos sevgisine karşılık vermeyince kendisini öldürür. Ölmeden önce de kocasına bir mektup bırakarak delikanlıya iftirada bulunur. Bunun üzerine Theseus oğluna lanetler savurur; deniz tanrısı Posedion'dan intikamını alması için ricada bulunur. Posedion da deniz canavarını göndererek, Hippolytos'un atını ürkütür. Delikanlı yere düşer, yaralanır. Bu olay üzerine Arthemis bütün gerçeği Theseus'a anlatır; Theseus oğlundan af diler. Ölmek üzere olan delikanlı son nefesini vermeden önce babasını bağışladığını söyler.

HEKABE oyununda Euripides, iki evladını birden yitiren Hekabe'nin acılarını işler.

ANDROMAKHE'de de yine kadın sorunları vardır. Troya savaşından sonra, Akhilleus'un oğlu Neoptolemos'un esiri olan Andromakhe'nin ondan Molossos adında bir çocuğu olur. Çocuğu olmadığı için onları kıskanan Neoptolemos'un karısı Hermione, onları öldürmek ister. Ancak duruma Akhilleus'un babası Peleus mani olur. Hermione, kocasının öfkesinden korkarak, eski nişanlısı Orestes ile birlikte kaçar. Daha sonra Orestes'in Neoptolemos'u öldürdüğü haber alınır.

HERAKLEİDAİ (HERAKLESOĞULLARI) Herakles'in dostu İolaos ve onun çocuklarının, Eurystheus tarafından kovalanmasını işlemektedir. İolaos ve çocukları Atina'da Zeus tapınağına sığınırlar. Eurystheus bunun üzerine Atina kralından onları kendisine teslim etmesini ister. Kral olumsuz cevap verince savaş başlar. Atinalılara, soylu bir kız kurban edilmezse savaşın kaybedileceğine dair bir kehanet gelir. Herakles'in kızı Makaria bunu kabul eder ve kendini kurban olarak sunar. Böylece savaş kazanılır ve Eurystheus esir edilir.

HİKEDİKES (YALVARICILAR)'da yine Thebai mitinin bir başka versiyonu vardır. Thebaililer, Polineikes ile birlikte savaşmış olan Argos şeflerinin cesedlerini gömmek istemez. Bunun üzerine bu şeflerin anneleri Atina kralı Theseus'tan yardım isterler. Theseus, Thebailileri yener ve ölülerin gömülmesini sağlar.

TROADES (TROYALI KADINLAR) 415 yılında oynanmıştır. Troya'nın alınışını konu alır. Troya kadınlarının kazananlar arasında paylaşılması, Polyskene'nin kurban edilişi ve Troya yangını gibi sahneler vardır.

ELEKTRA oyunu, Aiskhylos'un Khoephoroi ve Sophokles'in Elektra'sıyla aynı konuyu işlemiştir. Yalnız burada bazı değişiklikler yapmıştır Euripides. Daha ilk sahnede Elektra'nın bir çiftçi ile evlendirildiğini öğreniriz. Elektra hala babası için yas tutmaktadır. Bu arada Argos'dan geri dönen Orestes, arkadaşı Pylades ile birlikte Orestes'den haber getirdiklerini söyleyerek Elektra'nın evine gelirler. İki kardeşin dadılığını yapmış olan yaşlı adam Orestes'i tanır. İki kardeş birbirlerine kavuşmanın sevincini yaşadıktan sonra Aigistos ve Klytaimnestra'yı öldürme kararı alırlar. Orestes başlangıçta annesini öldürmekte tereddüt etse de bunun tanrıların bir emri olduğunu düşünerek emre itaat eder.

HELENE oyununda Euripides, bilinen Helene efsanesini değişik bir biçimde ele almıştır. Helene aslında hiçbir zaman Troya'ya gitmemiştir.Paris Helene'yi kaçırdığını sanarak aslında onun bir hayalini Troya'ya götürmüştür. Oysa Helene bu sırada Mısır' da yaşamaktadır. Menelaos Troya'dan dönerken fırtınaya tutulan gemisi zorunlu olarak Mısır'a çıkınca Helene ile karşılaşır ve gerçeği anlar.

HERAKLES MAİNOMENES(ÇILGIN HERAKLES) de Herakles Kerberos'u (Hades'in bekçi köpeği) alıp getirmek için Hades'e indiğinde uzun bir süre geri dönemez. Bu arada Lykos adında biri, Herakles'in karısı Megara'nın babası Kreon'u tahttan indirerek öldürür ve Herakles'in ailesini öldürmek ister. Fakat Herakles geri dönerek Lykos'u öldürür. Herşeyin çözüldüğü bir anda Hera Herakles'e bir çılgınlık nöbeti geçirtir. Herakles nöbet sırasında bilmeden ailesini öldürür. Kendine geldiğinde ölmek ister, fakat Theseus buna mani olur. Böylece Herakles günahlarından arınmak için Atina'ya gider.

İON, yaklaşık 413'de yazılmıştır. İon, Apollon ile Atina kralının kızı Kreousa'nın oğludur. Doğduğu zaman Akrapolis'e bırakılmış, Hermes de onu Delphoi tapınağına götürmüştür. İon, tapınağın hizmetinde çalışmaya başlar. Bu arada Kreousa ile Ksythos evlenirler ve çocukları olmadığı için Delphoi tapınağına kehanet danışmaya giderler. Apollon kehanet olarak ilk karşılaştıkları çocuğu evlat olarak almalarını söyler. İlk çıkan İon olur; fakat Kreousa;İon'u, kocasının gayrimeşru oğlu olduğunu düşünerek öldürmek ister; fakat sonunda kendi çocuğu olduğunu anlar.

IPHİGENİA HE EN TAUROİS (İPHİGENİA TAURİS'DE) oyunu Euripides'in yine bir efsaneyi değişikliğe uğrattığı bir tragedyadır. Burada İphigenia, Troya savaşına çıkmadan önce Agamemnon tarafından kurban edilecekken,tanrıça Arthemis onu kurtarmış ve Akhalar İphigenia'yı kurban ettiklerini sanarak bir geyiği kurban etmişlerdir. Arthemis İphigenia'yı Tauris'e getirir. Burada kendi tapınağının rahibesi yapar onu. Bu sırada Orestes ve arkadaşı Pylades tesadüfen Tauris kıyılarına çıkarlar ve İphigenia ile karşılaşırlar. Orestes, İphigenia'yı da yanına alarak Argos'a döner.

ORESTES'de annelerini öldüren iki kardeş ölüme mahkum edilmişlerdir. Bunun üzerine Orestes ve Elektra amcaları Meneleos'un himayesini isterler. Durumdan çekinen Meneleos bunu kabul etmez. İki kardeş de böylece, herşeye sebep olmuş olan Helene'yi öldürmek isterler. Ancak Helene'yi bulamayınca, Meneleos'un kızı Hemione'yi öldürmeye karar verirler. Sonunda (deux ex maschina) Apollon gelerek oyunu çözüme kavuşturur.

İPGİGENİA AULİS'TE oyunu İpgigenia'nın kurban edilişinin öyküsüdür. İphigenia Tauris'te oyununun konu olarak öncülüdür.

Euipides'in son oyunu olan BAKKHALAR'da, Dionysos dinine karşı olan kral Pentheus'un Bakhalar tarafından öldürülmesi işlenir.

Dil ve Üslup

Euripides'in dili konuşma diline yakın olacak biçimde sadedir. Ancak şair, günlük dilden aldığı kelimeleri sanatlı bir biçimde işlemesini bilmiştir.

Üslubu açık, zarif ve akıcıdır. Tartışmalarda ve duyguların ifadesinde son derece esnektir. Fakat yine de Aiskhylos ve Sophokles kadar güçlü olamamıştır.

Euripides'de Konular

Atina demokrasinin içine düştüğü çelişkili bunalımın iyice ortaya çıktığı bir dönemde oyunlarını yazan Euripides, tragedyalarında genellikle din, adalet ve ahlak anlayışlarını sorgulamaktadır. Tanrısal düzenin yerini paranın alması, ataerkil sistemle birlikte kadının ezilmesi, hukuk düzenindeki çelişkiler, köleci eşitsizliğin derinleşmesi, savaşlar yüzünden ortaya çıkan yabancı düşmanlığı, Euripides'in genelde işlediği konulardır. Euripides'in tragedyaları; törelere, söylencelere ve tanrılara karşı eleştirel bir bakışaçısı getirerek, belli bir söylence örgüsü içinde gerçek yaşamı ve insanı kuşkulu bir biçimde sorgular.

Euripides bir Sokratesçi miydi?

İlk başta Euripides'in, Sophokles'in çağdaşı olmasına rağmen ondan farklı olduğunu söylememiz gerekir. Sophokles, daha önce de söylediğimiz gibi aristokratik geleneğe bağlı bir şairdi. Oysa ki Euripides, mütevazi bir aileden geliyordu ve toplumla olan ilişkisinin etkin bir biçimde bilincindeydi. Onun, Sophokles gibi sorunun farkında olup bunları açığa sermekten başka, bir de korkuları vardı: Küçük yaşlardan beri yetiştirildiği özgürlük ve eşitlik gibi demokratik fikirlerin, gerçeğin (yaşamın) içinde zedelenmesi onu rahatsız ediyordu. Devlet dininin, tapınanlar arasında gittikçe artan çıkar bölünmeleri sonucu çöküşünü gördü; demokrasi adına girişilen emperyalist saldırıların yıldırıcı etkisini gördü; özgür insanla köle, kadınla erkek arasındaki ayrımın alışılagelmişliğine meydan okudu.

İON adlı oyununda, Delphoi rahipliğinin, kitleler üzerindeki egemenliğini sürdürdüğü vicdansızca düzenbazlığını acı bir dille ortaya koydu. Oyunda, rahipler tarafından bilinen gerçek bir kehanetmiş gibi Kreousa'ya yutturulmaya çalışılmıştı.

Çılgın Herakles oyununda; adam öldürmenin günahının bir arınma ritüeliyle çözüm bulamayacağını göstermek istiyordu. Onun söylemek istediği ahlaki sorumluluğun gerekliliğiydi.

Protagaras ve Prodikos gibi sofist öğretinin kurucularından dersler alması, onu sürekli sorgulayıcılığa ve sonunda, Sokrates'le kurduğu dostlukla birlikte kavramsal akılcılığa ulaşmasını sağlayan etkenler oldu. Bu sorgulayan akılcılığın bir belirtisi olarak, Hippolytos oyununu gösterebiliriz. Euripides burada Orfeci aşk kavramının birleştiriciliğini açıkca hiçe sayar. Aşk, Hippolytos ile Phaidra'yı birleştirmemiş aksine bir ailenin parçalanmasıyla son bulmuştur.

Daha iyi bir örnek ise Elekra'dan verilebilir. Elektra oyununa getirdikleri, hem onun nasıl bir akılcı olduğunu anlamamıza ve hem de diğer büyük tragedya yazarlarından hangi yönlerde ayrıldığını bulmamıza yarayacaktır. Bu üç şaiirin Elektra'ları karşılaştırıldığında, kişilerin etkisi altında oldukları dünya görüşleri belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

Aiskhylos'un metninde, üçüncü oyuna geldiğimizde ilk olarak şu soru aklımıza takılır: Elektra'ya ne oldu? Gerçekten de Elektra, Sunu Taşıyanlar oyunu biter bitmez tragedyadan silinir. Son oyunda Orestes yalnız kalır. Bunun sebebi Aiskhylos'un, Apollon'un emirlerinin ulaştığı noktayı bize göstermek istemesinde yatmaktadır. Aiskhylos'un ilgilendiği nokta; Orestes'in bu cinayeti tanrıların emriyle yerine getirdiğidir ve son oyunda da bunun sonuçları üzerine kafa yorar. Bizim sorduğumuz soruyu (Elektra'ya ne oldu?) büyük bir ihtimalle Sophokles de sormuştu. Ama o buna başka bir cevap verdi. Onu, tanrıların kehanetleri ya da emirleri ilgilendirmiyordu. Klytaimnestra'nın öldürülmesi -ya da intikamın alınması- olayı tamamiyle Orestes'in yetiştirilme koşullarına indirgenmiştir. Onu, Aigisthos'un gazabından kaçırarak yetiştiren, yetişkin hale gelinceye kadar da sürekli olarak, ona babasının intikamını almasını söyleyen bir Mürebbi vardır. Hatta bu yaşlı adam, bütün intikam planlarını bizzat kendi kurmakta ve uygulanmasında birincil derecede önayak olmaktadır. Aslında Mürebbi olmasa, intikam isteğinin bir fiyaskoyla sonuçlanacağı da söylenebilir. Orestes cinayeti işlerken daha bir kararlıdır Sophokles'te. Ve Elektra oyunu Aigisthos'un öldürüleceği sahneyle son bulur. Orestes'e de Elektra'ya da bundan sonra ne olacağı tamamiyle seyirciye bırakılmıştır.

Oysa ki Euripides-Elektra'da Orestes'in yanında yalnızca Pylades vardır ve Pylades, oyun boyunca tek bir kelime bile kullanmaz. Orestes, Aiskylos'da olduğu gibi yine Apollon'un emri üzerine gelmiştir ve bu yüzden de bir an tereddüt eder. Oyunun sonunda Dioskur'ları görürüz. Bu tanrımsı varlıklar Orestes'e, bundan sonra ne yapması gerektiğini açıklarlar; hatta bununla da kalmayıp Orestes'e, gideceği mahkemede kesinlikle aklanacağını; çünkü suçun aslında Apollon'da olduğunu söylerler. Elektra'nın da Pylades'le evlenmesini önerirler -emrederler-.

Euripides'in Elektra'sı daha çok kişiler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Kişilerin oyundaki durumları (Elektra'nın, tahta varis olabilecek bir çocuk doğurmaması için Rençber'le evlendirilmesi, Aigisthos'un Orestes'in başına para koyması..vb.) gerçeğe daha yakın gibi görünmektedir bizlere. Euripides'te anagnorisis olayı bile akılcılıktan nasibini almıştır. Altta örneğini vereceğim -anagnorisis ile alay edilen- konuşmalar; Sokrates'in maieutike yönteminin dramada kullanılışına güzel bir örnektir:

İHTİYAR: elindeki saç tutamlarını göstererek (...)belki kardeşin gelmiş ve babasının sefil mezarına bu hürmeti yapmıştır. Bu saçları başına yaklaştır ve kesilmiş büklümle senin saçlarının renkleri bir olup olmadığına bak. Çünkü çok defa aynı soydan gelmiş evlatların vucutları birbirlerine benzer.

ELEKRA: (...)biri erkek asaletin meşgul olduğu idmanlarda büyüyen, diğeri tarak altında yumuşayan iki saç arasında müşterek ne olabilir ki? Hayır mukayese imkansızdır. Aynı kandan olmayan insanlar arasında aynı renkte saçlar çok defa bulunur.

İHTİYAR: Yavrum, git oraya, ayağını ayakkabısıyla bırakmış olduğu izlerle ölç ve ayağın aynı büyüklükte değil midir gör.

ELEKTRA: Kayalık yerde nasıl ayak izi olur? Ve bu olsa bile, kardeş iki çocuğun ayakları aynı büyüklükte olmaz. Erkeğin ayağı daha kuvvetlidir.

İHTİYAR: Kardeşin burda olsa, kendisini ölümden kurtardığım gün sırtında olan kendi elinle dokuduğun bir mantoyu şimdi tanıyamaz mısın?

ELEKTRA: Orestes'in kaçtığı zaman ne kadar küçük olduğunu bilmiyor musun? Sonra kendisi için dokuduğum bu çocuk elbisesini, vucutlarla beraber elbiseler de büyümemek şartıyla, şimdi nasıl taşıyabilir?
.............
Son bir ekleme yapmak gerekirse; Euripides, zamanının akılcıları gibi, toplumdaki kötülüklerin kökeninin, bilgisizlikte ve aydınlanmamışlıkta değil bir çıkar çatışmasında olduğunu görememiş, bu yüzden de -tıpkı Sokrates gibi- insanları akla ve mantığa çağırmakla toplumdaki sorunların düzelebileceğine inanmıştır.



İLKÇAĞ - FELSEFE ve TRAGEDYA
I.BÖLÜM: MİTOS’DAN LOGOS’A GEÇİŞ
II.BÖLÜM: İLK ÇAĞ YUNAN FELSEFESİ
III.BÖLÜM : AİSKYLOS
(<<) III.BÖLÜM : SOPHOKLES
(=) III.BÖLÜM : EURUPİDES

Ara

 

Vesaire

Ç ç Ğ ğ İ ı Ö ö Ş ş Ü ü

»» Türk Harfleri Çevirmeni

»» Bize Ulaşın
»» RSS:Başlıklar

Arşiv

February 2026
Sun
Mon
Tue
Wed
Thu
Fri
Sat
 1 
 2 
 3 
 4 
 5 
 6 
 7 
 8 
 9 
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
 
 
 

Sıcağı sıcağına

https://static.twoday.net/ yilmaz/images/DX07N_4UMAAC zhh.jpg
https://static.twoday.net/ yilmaz/images/DX07N_4UMAAC zhh.jpg
zehni - 9. Mar, 17:18
von Blogger zu Blogger
Würdest Du mir ein Interview geben? Ich schreibe unter...
ChristopherAG - 5. May, 01:06
Su akıyor ve ben gidiyorum...
Sonra fark ettim ki Su akıyor rüzgar esiyor Yağmur...
zehni - 15. Apr, 13:42
Sana..
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş...
zehni - 15. Apr, 13:32
Görenlere Aşk ola
Asik olan ummana düser vay vay vay Hayvan gelir insan...
zehni - 25. Dec, 16:15
İnek nasıl kaşınır?..
İNEĞİN köydeki Atatürk büstüne sürünmesi ve büstü devirip...
zehni - 26. May, 20:22
Takvimlerden haberin...
GECELER DÜŞMAN Söz - Beste : Adnan Ergil Takvimlerden...
zehni - 26. May, 20:19
DİNİ YİRMİ KURUŞA SATMAYANLAR
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep...
zehni - 10. Apr, 12:48
UPANİŞADLAR
İnsanlığın en eski felsefe eserleri. 4000 yıl önce,...
zehni - 17. Mar, 18:20
YEM BORUSU
Görmüyoruz sanmayın içyüzünü işlerin, O doğru duruşların...
zehni - 14. Mar, 13:02

Users Status

You are not logged in.

Durum

Online for 7802 days
Last update: 15. Jul, 02:00

turkey




Get Firefox!
Get Thunderbird!

CiDDi CiDDi
FUCKUELTE HAYVANI
gayriciddi
KOESHEM
OKUMUSH CHOCUK
SHARKI ve SHIIR
ya$ayarak
Profil
Logout
Subscribe Weblog
development