Öykümüz HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ ve HİÇ KİMSE
adlı dört kişi hakkında.
Yapılması gereken önemli bir iş vardı
ve HERKES, BİRİSİ'nin bu işi yapacağından emindi.
Gerçi işi HERHANGİ BİRİ de yapabilirdi, ama
HİÇ KİMSE yapmadı.
BİRİSİ buna çok kızdı, çünkü iş HERKES'in işiydi.
HERKES, HERHANGİ BİRİ'nin bu işi yapabileceğini
düsünüyordu ama HİÇ KİMSE, HERKES'in
yapamayacağının farkında değildi
Sonunda HERHANGİ BİRİ'nin yapabileceği bir işi
HİÇ KİMSE yapmadığı için HERKES, BİRİSİ'ni
suçladı..
atif - 1. Jan, 21:52
Avustralya'da devlete ait bir sirketin umum Müdürlüğünü
yapan bir adama yanında çalışanların küçük bir şakası
cok pahalıya mal olmuş.Yilbaşı dolayisi ile sirket
calisanlari ve aileleri icin tertip edilen bir
eglencede müdür masa uzerinde cüzdanini birakip tuvalete
gitmis. Adamin cüzdanini karistirip loto biletini bulan
yardimcisi biletteki numaralari bir yere kayit etmis ve
gidip garson kiz ile bir seyler konusmus.
Adam tuvaletten döndukten biraz sonra garson kiz salonun
ortasina gelip "Yilbasi lotosu biraz önce cekildi, bir
kisi alti bildi, tam 15 milyon dolar kazandi, size
kazanan numaralari okuyorum.." deyip adamin numaralarini
okumus. Müdür cüzdanindan biletini cikartmis, numaralari
kontrol etmis bir sararmis, bir kizarmis.
Garson kizi cagirip numaralari bir daha ögrenmis, biletini
bir daha kontrol etmis. Bir kadeh viskiyi dibine kadar
ictikten sonra ayaga kalkmis ve söyle demis: "Sizlere
kisa bir aciklamam var, senelerden beri calistigim bu
sirketten ve sizlerden nefret ediyorum. Karimi ve
cocuklarimi da hic sevmiyorum, alti aydan
beri sekreterim ile sevismekteyim. Artik hepinizin cani
cehenneme, ben sekreterimi alip Amerika'ya gidiyorum,
cunku lotodan tam 15 milyon dolar kazandim!"
Hakiki bir hikayenin, bir meslek hayatinin ve birevliligin sonu...
zehni - 1. Jan, 14:29
Ah! Bilmez değilim, yeni yıl geliyor diye insanın yüreği pır pır etmeye başlar… Sanki geride kalan, geçip giden bir yılla, üzüntüler, sıkıntılar, endişeler, yokluklar, kötülükler, haksızlıklar da geride kalacak…
Sanki bir şeyler değişecek… Sanki ufkumuzu daha ötelere taşıyacağız…Sanki denizlere, nehirlere yeni sular dolacak… Yeni sularda, yeni rüzgarları sırtlayıp, yeni hedeflere pupa yelken dümen kıracağız sanki… Yeni ışıklar… Yeni umutlar… Sanki…
Belki alışkanlıktan, belki umudu diri tutmaya sonsuz gereksinimiz olduğundan sürdüreceğiz “sanki”leri…
Oysa… Oysa biliyorsunuz, değişen bir şey yok, sayılardan ve takvim yapraklarından başka. Ancak biz değiştirirsek, değişecek olandan başka…
Yani yeni yılda da farklı dünyalar arasında parçalanıp duracağız, kırılan dağılan parçalarımızı bir araya toplamaya çalışacağız.
Sevgili Okurlar, hepinize sevdiklerinizle birlikte, mutlu, sağlıklı, keyifli, yaratıcı, üretken, çok sesli, çok renkli, her tür şiddetten, baskıdan, sömürüden, eşitsizlikten, bağnazlıktan, haksızlıktan arınmış bir yeni yıl diliyorum.
Zeynep Oral
26 Aralık 2004 - Cumhuriyet
zehni - 31. Dec, 12:13
Diyelim yagmura tutuldun bir gun
Bardaktan bosanircasina yagiyor mubarek
Obur yanda gunes kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yagmuru
Piril piril dusuyor damlalar
Eteklerin uca uca bir kosudur kopardin
Dar attin kendini karsi evin sundurmasina
Iste o evin kapisinda bulacaksin beni
Diyelim icin cekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulac attikca sen
Patia carsaflar gibi yirtiliyor su ortadan
Ege Denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayim diyorsun
Icine cil cil kosusan baliklar
Lapinalar gumusler var ya
Eylim eylim salinan yosunlar
Onlarin arasinda bulacaksin beni
Diyelim sapina kadar sair bir herif cikmis ortaya
Cakmak cakmak gozleri
Meydan ta Tsim ya Beyazit meydani
Herkes orda sen de ordasin
Harif bizden soz ediyor bu ulkenin cocuklarindan
Yuruyelim arkadaslar diyor yuruyelim
Ozgurluge mutluluga dogru
Her isin basinda sevgi diyor
Gozlerin yagmurdan sonra yapraklarin yesili
Bi de basini ceviriyorsun ki
Yaninda ben varim.
Can YÜCEL
zehni - 31. Dec, 11:30
ruben dario'nun.. modernizmin'den
andre breton'un.. sürrealizmin'den
marx'ın.. maddeciliğin'den geçen anıtsal
bir bütünlük.... PABLO N E R U D A
atif - 30. Dec, 22:24
"pablo neruda adını taşımaktan saçma
başka birşey olabilir mi dünyada?"
(pablo neruda)
atif - 30. Dec, 22:14
Hani “Türk, Öğün, Çalış, Güven” demiştin ya... Biz ilkinde takılıp kaldık. O yüzden çalışmaya vakit kalmadı. Kimselere de (kendimiz dahil) güvenmiyoruz.
Seninle övünüyoruz. Adına barajlar, yollar, köprüler yapıyoruz. Balolar, heykeller, hatalar yapıyoruz. Klipler, zamlar, işkenceler, darbeler...
Öyle bir kargaşa yarattık ki senin adına darbe yapanlar, senin adına yönetimde olanları devirip, senin fikirlerinle açıklıyorlar bunu... Ve de devrilenler yine senin fikirlerinle savunuyorlar kendilerini...
Herkes seni bir dönemki görüşlerinle tanımlayıp başka başka anlatıyor bize... Asker, demokrat, dindar, ateist, laik, çapkın, milliyetçi... Liste uzayıp gidiyor, biz tartışıp gidiyoruz.
Hala “İzindeyiz” ve bu izin hiç bitmeyecek gibi görünüyor.
“İzinde” olduğumuzdan kabrine çok ziyaret yaptık, ama sana layık bir film yapamadık. 66 yılda... Belki kimseleri sana benzetemediğimizden, belki parayı denkleştiremediğimizden...
Adına yaptığımız köprülere akın akın koşuyor yurtyaşların... İntihar etmek için...
Cumhuriyeti emanet ettiğin gençler, polis copundan kafalarını kaldıramaz haldeler.
Zorlu savaşlarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinde bugün çetelerin gölgesi var.
Dev posterlerini yaptık ama doğru dürüst bir belgeselini yapamadık Ata’m...! Arkandan ağlamaktan gözlerimiz şiştiği için yazılarını, konuşmalarını doğru dürüst bir kitapta toplayamadık. Adına kurduğumuz kültür merkezini yangından koruyamadık. Senin adına iktidara el koyanlar mirasını çiğnedi, ses çıkartmadık. Kurduğun partiyi kapatıp, arşivini yaktılar... Alkışladık...
Çünkü biz izindeyiz Ata’m...
Her sabah güne
“Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” diye bağıran, geri ve tembel nesiller yetiştirdik. Sesimiz gür çıkıyor ama eğitimde başarı oranlarımız yerde sürünüyor.
Köşklerin bakımsızlıktan dökülüyor...
Kocaman resimlerinin asıldığı kamu binaları içinde memurun aç.
“Beni emanet ediniz” dediğin doktorların biliyorsun seni “geç teşhisten” erken yolcu ettiler.
Merak etme “İzindeyiz” Ata’m...
O dönemde söylediğin bazı sözler bugün 7 kilit altında. Din üzerine, düşünce özgürlüğü üzerine yazdıklarını yazmaya, söylemeye kalkanlar mahkemelerde sürünüyorlar. O gün yazdıklarını, bugün ağıza alamayacak haldeyiz.
Seni aşmaktan vazgeçtik, sana ulaşamıyoruz Ata’m... Heykellerin o kadar büyük, posterlerin öyle kocaman ki, ardında bir dolu adam kendi pisliğini gizleyebiliyor. Pislik büyüdükçe heykelleri de büyütüyorlar.
Şu “İzindekiler”in listesini bir görsen inanamazsın Ata’m... Kendini tanıyamazsın.
Özlü sözlerini paylaşamıyorlar.
Yılgınlığa düşmememiz için söylediğin “küçük kıvılcımlar, büyük yangınlar doğurabilir” sözünü itfaiye kapısına asmışlar.
Bağışla bizi... İzindeyiz Ata’m...!
(Can Dündar, 10 Kasım 2004)
yilmaz - 30. Dec, 18:32
Bir dönem bulvar gazetelerinin en çok ilgi gören haberi "Helga Türk erkeklerine bayılıyor" başlığını taşırdı.
Haberin üzerinde genelde Türk sahillerinde üstsüz güneşlenen kocaman göğüslü bir Alman kadını olur, kolunda çoğu zaman gariban bir delikanlı bulunurdu.
Tek başına tatile gelen Helga'nın Ramazan'ı görünce nasıl çarpıldığı ballandırılarak anlatılırdı.
Gurur okşayıcı bu asparagaslar, tatil yörelerinde kimbilir kaç Alman kadınının ırzına geçilmesine yol açmış, kimbilir kaç tecavüzcü, "Türklere bayılan Helga"nın bu keyfe direnmesine şaşmıştır.
* * *
Bu kez söz konusu olan öyle bir asparagas değil.
Bu kez Türk erkeklerine övgüler düzen, bir Alman hayat kadını...
Berlin'de, Türklerin en yoğun yaşadığı semtlerden Wedding'de "Saliha" adlı genelevde çalışan Romy Kaska takma isimli bu kadın anılarını derlemiş.
Kitabın adı: "Bana Erkeklerin Nerede Olduğunu Sormayın".
48 yaşındaki Kaska, genelevde toplam 10 ay çalışmış ve bu süre içinde her milletten 3 bin erkekle yatmış.
Günde ortalama 10 erkeği ağırlarken de fırsat buldukça anılarını yazmış.
Sonuçta ortaya, "Kim nasıl sevişiyor" kılavuzuna benzer bir kitap çıkmış.
* * *
Kaska'nın farklı milletten müşterilerinin yatak performansına dair genellemeleri şöyle:
Afrikalılar: "Tam bir seks makinesidirler. Çoğunlukla ritmik ve dans şeklinde hareket ederler".
Japonlar: "İyi bir orgazm yerine mor lekeler vaat ederler".
Çinliler ve Taylandlılar: "'Şimdi... Buramı öp... hayır' gibi emirler vermeyi severler".
Polonyalılar ve Ruslar: "Klasik seks pozisyonlarını tercih ederler".
Almanlar: "Çok konuşur ve hemen ilişkiye girerler".
Ve her milliyetten müşterinin ortak özelliği:
Sevişirken boyunlarından kolyeyi ve ayaklarından çorabı eksik etmezler. Prezervatifsiz ilişki için de ekstra para teklif ederler.
* * *
Türkleri merak ediyorsunuz değil mi?
Genelevin en sadık müşterileri Türkler olduğu için Kaska, bizimkiler hakkında geniş bilgi sahibi olsa gerek.
Ve bu tecrübeyle şahadet ediyor ki, "Türk erkekleri yatakta hayli eğlendiricidir" ve "Bir kadın onlarla orgazmı asla kaçırmaz".
Son dönem spor, edebiyat, müzik gibi alanlarda kazandığımız uluslararası başarılara yatakta bir yenisini eklemiş sayılmaz mıyız?
İyi de bu bizim bildiğimiz Türk erkeği mi?
Hani şu yatakta iş şip-şak bitsin diye telaşlanan, sonra da kadını hiç umursamadan sırtını dönüp uyuyan?..
Meslektaşımız Fügen Yıldırım da 2002’de "Fahişeliğin Öbür Yüzü" (Metis) kitabı için dünyanın en eski mesleğinden 15 kadınla konuşmuştu, ama onların anılarında Türk erkekleri hiç de bu kadar eğlenceli görünmüyordu.
Eğer Kaska, sadık müşterilerini küstürmemek için fazla mültefit davranmıyorsa geriye iki olasılık kalıyor.
Bir: Avrupa'daki Türk erkekleri böyle...
İki: Avrupalı kadınlara karşı böyle...
* * *
Aslında ikisi aynı şey:
Maziden gelen bir kompleksle Avrupalı kadının gözüne girmeye çalışan Türk erkeği eğlenceli hale geliyor ve yatakta kadının inlemelerini duymadan rahat etmiyor.
Sonra sigarasını yakarken, çocukluğundan beri bulvar gazetelerinde okuduğu haberlerin etkisiyle gururunu okşayacak soruyu soruyor:
"Nasıldım Helga?.."
* * *
Tam üyelik halinde bunun “milli tavır” haline geldiğini düşünün.
Hâlâ Avrupa Birliği'ne karşı mısınız?
(Can Dündar, 22 Aralık 2004)
yilmaz - 30. Dec, 17:36
BİR küçük torbada altınlarınız var diyelim.
Her sene yılbaşı geldi mi küçük torbanın bağcığını açıp, iki parmağınızı içine sokup altın yıllardan birisini harcamak üzere alıyorsunuz.
Ben insanların altınlar azaldıkça niçin sevindiğini anlayamam.
Giderek torbacık hafifler.
Kaç altınımız kaldı bilemeyiz.
Ama azalır.
*
İşte azalan altınlarım...
Elimi yine torbaya sokup, birisini daha çıkartıyorum. Pırıl pırıl, henüz el değmemiş...
Öbürlerini harcadım.
Kendime kırlaşmış saçlar aldım.
Alnımdaki çizgilere verdim, bozdurup bozdurup.
Kaç parlak altın karşılığında bilmiyorum ‘görmüş-geçirmiş’ unvanı verdiler bana.
Altınlarımı vererek aldım o anıları.
Her sene bu zamanlar geldi mi, iki parmağımı özenle küçük torbanın içine daldırıp altınlarımdan birisini çıkarttım ve harcadım.
*
Kimi zaman satıcılar bana kazık attılar.
Kim bilir kaç altın vererek acı aldığımda ‘Ben bunu istememiştim’ diye ağladım.
Altınlar azaldıkça gözleri çabuk doluyor insanın.
Bir hüzün kim bilir kaç altına patlamıştır bizlere.
Tıpkı yetişmiş çocukların, bir sevimli evin, bir uygun arabanın, bir iyi maaşın, iyi dostların bize kaç altına patladığını bilmediğimiz gibi.
Hiç sordunuz mu kendinize:
Kaç altına teyze oldunuz, kaç altındı amcalık, kaç altına geldi abi olmak, kaç altın gitti saygın bir yetişkin olmanız için?...
Kaç altındır o diplomalar, o bilgelik, o deneyimler?
Ya da kaç altına aldınız o sancıları?..
*
Ama altınlar azalır...
Altınlarımı verip alışkanlıklar-dostluklar-sevdalar aldığım için, artık daha çabuk doluyor gözlerim.
Burnumun direği daha çabuk sızlamaya başladı altınlar karşılığında.
Ve ne kadar pahalıymış tüm bunların farkına varmak?
İşte yine zamanı geldi.
Parmaklarımızı birleştirip, küçük torbanın içine daldırıp harcamak üzere bir altın daha çıkartacağız.
Pırıl pırıl...
bcoskun@hurriyet.com.tr
zehni - 30. Dec, 13:28
Neleri istedin ?
neleri planladın ?
ne kadarını başarabildin ?
yada ne kadarını erteledin bir sonraki yıllara ?
Gerçekten sen nasıl geçirdin sana tek tek sunulan bu 365 günü?
Hakettin mi ?
İyi bir insan ?
İyi bir dost ?
İyi bir sevgili ?
İnsanları anlamaya çalışmak ?
Birikimlerini istemeyenlerle paylaşmak için uğraştinmi ?
Gençlere bilmiş edalarda tavsiyeler verdinmi ? (çünkü sende almak istemedin)
.
Yaşayıp öğrenmek gerektiğini öğrendinmi ?
Kendi iç huzurunu ve balansını tutturmaya çalıştınmi ?
Yine cimriydin çok ?
Paranı paylaştınmı sevgini paylaştığın kadar ihtiyacı olanlarla ?
Zaaflarını biliyormusun ?.
iyi bir evlat oldun mu?
Tüm borçlarını ödeyip tüm sözlerini tuttuğunu umuyormusun ?
ve ödünç aldığın herşeyi maddi yada manevi iade ettiğini sanıyormusun ?
Umarım öyledir.
Not:Bu sorular bir yazidan alinmis ve soru haline getirilmistir
zehni - 30. Dec, 01:30
'Bizleri sevmeyen insanların birbirlerini de sevemeyeceğine inanırız biz ağaçlar. Bir anne nasıl karşılık beklemeden, koşulsuz severse bebeğini, biz de sizi öyle seviyoruz. Bizimle ilgilenmeseniz de meyvelerimizle sizi doyurmayı sürdüreceğiz. Yine de bize iyi davranmanızı diliyoruz. Zamanı geldiğinde budayın, gerektikçe sulayın, dallarımıza vurmadan dikkatlice toplayın meyvelerimizi. Bahçenize bir meyve ağacı dikin, büyümesini izleyin. Hem sadece kendiniz için değil, çocuklarınız, torunlarınız için de ağaçlar dikin. Biz sizi seviyoruz. Siz de bizi sevin, olur mu? '
zehni - 29. Dec, 16:54